Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Dualarım
Yazı Boyutu:

Esmânın Tezâhürâtı ve Sıfâtın Tecelliyâtı

Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, herbir şeyin,.. İzah?

Eşya ve mevcudat kendi içinde binlerce tür ve aksama bölünmüşler. Ve bu t ür ve aksamın hepsi müstakil birer âlem birer daire şeklindedir. Mesela, hayvanat bir âlemdir ve bu âlemin içinde sayısız türler de iç içe âlemler hükmündedir.

Bu tür ve âlemlerin hepsi Allah'ın isimlerine dayanıyor ve varlıklarını o isimlerle devam ettiriyorlar. Yani binanın temele , ağaç gövdesinin köke dayanması gibi, kâinat içindeki sayısız tür ve eşya hepsi Allah'ın isimlerine dayanıyor ve mevcudiyetlerini onun ile sürdürüyorlar .

Eşya ve içindeki türlerin Allah'ın isimlerine dayanması ve mevcudiyetlerini o isimlere borçlu olması

Çünkü bütün hakaik-i mevcudat,

ism-i Hakkın şuââtı ve

esmâsının tezâhürâtı ve

sıfâtının ecelliyâtıdırlar. (1) cümlesi ile ifade ediliyor.

Mesela, bütün eşya ve içinde türlerin kendine özgü bir resmi bir grafiği bir şekli bir biçimi vardır. Elmanın yuvarlak olması, üzümün küçük yuvarlıklar şeklinde olması marulun saçak şeklinde olması vesaire. Bütün bu şekil ve biçimler mevcudiyetini ve mahsus güzelliklerini Musavvir isminden almaktalar.

Özetle, eşyanın hakikati İlahi isimlerden ibarettir. Yani yaratılmış her şey yaratılış gerçekliğini bir veya birçok esmaya borçludur. Kâinat içinde tecelli eden bütün hadise ve olaylar, ilahi isimlerin bir cilvesi bir nakşı bir eser ve icraatlarıdırlar.

Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan..." Dördüncü Fıkra'nın giriş kısmını nasıl anlamalıyız?

DÖRDÜNCÜ FIKRA: Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, her bir şeyin, her bir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Söz'ün âhirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir."(1)

Hakiki ilim ve hakiki hikmet Cenab-ı Hakk'ın marifetini kazanmaktır. Yani kul Allah'ı ne kadar iyi bilirse o kadar hakikatte derinleşir. Bu derinlik insanı ubudiyet sınırları içerisinde muhafaza eder.

İlmi üstünlük ve kalite, insanın ayağını kaydırır. En büyük alim, meleklerin hocası olan iblis idi. Her şeyi biliyordu. Ama marifet sığlığı yüzünden o ilim onu helake götürmüştür. İşte Muazzez Üstadımız da; Risale-i Nur'u telif edip ve hassaten Kader Risalesini de yazdırdıktan sonra, bunların bir lütf-u ilahi ve keremi rabbani olduğunu ifade ediyor. Bu telifatın bir nevi kendisine emanet olarak tevdi edildiğini kabul ediyor. Bunlarla iktifa etmeyerek, kendisinin manen ve hakikaten kemalat mertebelerine çıkabilmesi için marifet ilmini iktisap etmesinin mecburiyetini anlatıyor.

Çünkü bütün mevcudat ve her şey sebeptir . Tamamı onunla ilgili bir ilm-i ilahinin veya şuunatı esma-i ilahiyenin hakikatine dayandığı nı nazara vererek, bu künuz-u mahfiyeye kavuşmanın esas amaç ve gaye olduğunu anlatıyor. Bu şekilde de nefsini bir başka vecihten susturmuş oluyor...

Hakikate ulaşmak isteyen insan Marifetullah ilmini elde etmelidir. Allah'ı tanımaya çalışmalıdır. Onu bulmalıdır. Çünkü her şeyin yaratıcısı, sebebi Allah'tır. Bütün varlık, var olan bir zatın eseridir. Onun Hak isminin tecellisidir. Var olmak ve varlıkta kalmak ancak var olan ve varlığı hiç bir şeye bağlı olmayan ezeli ve ebedi anlamına gelen Hak isminin sahibi olan Allah'tan dolayıdır. Görünen bütün varlıklar ve mertebeleri ister maddi, ister manevi, ister başkalarıyla ayakta kalabilen arazi varlıklar olsun hepsi Cenab-ı Hakkın isimlerinin ve sıfatlarının tecellileridir. Bu kabul edilmediği taktirde varlığı sebepsiz, failsiz, yaratıcısız kabul etmek ve hiçbir esasa dayanmadığını iddia etmek gibi imkansız ve hakikatsiz bir davayı kabul etmek olacaktır. Evet bütün varlıklar ilahi isimlerin hakikatine dayanır. Onların tecellileridir.

Eşyanın bir görünen yüzü bir de hakikati var. Eşyanın arkasındaki hakikat, Esmâ-i ilahiye (Allah'ın isimleri) dir.

Bedi‘üzzaman Hazretleri Ene Risâlesi'nde (30. Söz): “ Kâinatın kapıları zahiren açık görünürken hakikaten kapalıdır .” diyor.

32. Sözün 3. mevkifinin başında da bu mevzu‘ şöyle izah ediliyor. “Bütün mevcûdatın hakaiki (hakikatleri), bütün kâinatın hakikatı Esmâ-i ilahiyeye istinad eder (dayanır). Her bir şeyin hakîkati bir isme veyahut çok Esmâya (isimlere) istinad eder (dayanır). Eşyadaki san‘atlar dahi her biri bir isme dayanıyor.

Hatta hakîkî fenn-i hikmet Hakîm ismine ve hakikatli fenn-i tıb Şafî ismine ve fenn-i hendese (geometri) Mukaddir ismine ve hakeza her bir fen bir isme dayandığı ve onda nihayet bulduğu gibi bütün fen ve kemalat-ı beşeriye (insanlığın ilerlemesi olgunlaşması) ve tabakat-ı kümmelin-i insaniyenin (insanların mükemmellerinin tabakaları) hakikatleri Esmâ-i ilahiyeye istinad eder. Hatta muhakkikin-i evliya (evliyanın araştırıcı olanları)nın bir kısmı demişler: “ Hakiki hakaik-i eşya (eşyanın hakikatleri) Esmâ-i ilahiye (Allah'ın isimleri) dir.”

Yine Mu‘cizat-ı Enbiya Risalesi'nde şöyle geçiyor: “Her bir kemalin, her bir terakkiyatın (ilerlemelerin), her bir fennin bir hakâkat-ı âliyesi (yüce hakîkati) var ki: O hakikat ise bir ism-i ilahiye dayanıyor.”

Yorumlar

Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )