Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Dualarım
Yazı Boyutu:

Kalb kasveti ne demektir, sebepleri ve çareleri nelerdir?

Kasvet dediğiniz şey, kalbe nispet edilince katılık demektir. Kalp katılığı olunca da, bir taraftan kendi hesabına bir şeyler, olumlu pozitif bir şeyler üretemiyor demektir. Sofice yaklaşımla mesele yaklaşacak olursak, öyle bir kalbi hayat, ruhi hayata yükselemiyor. Hazreti Pir de meseleyi ele alırken hayvaniyetten çık diyor, cismaniyeti bırak, kalp ve ruhun dereceyi hayatına yüksel diyor. Demek ki kalp katılığı, insan hayvani hayatını sürdürüyorsa, Yirmiüçüncü Söz'deki mülahazaları ifade edecek olursak, yiyip içip, yan gelip hayvan gibi kulağı üzerine yatma. Dünyada Allah münasebetiyle esasen hayatını sürdürmeme, öbür tarafla alakalı hiçbir hesabının olmaması, sanki hiç kabir yokmuş gibi, sanki hiç mizan yokmuş gibi, sanki hiç sırat yokmuş gibi, sanki devrilip cehenneme yuvarlanma yokmuş gibi ve tabii Cenabı Hakk'ın lütfuyla cennete girme yokmuş gibi, gafilane yaşama demek. İnsan böyle bir kalp kasveti içinde olunca bir kere Cenab-ı Hakk'ın esmasına dair onları hiç göremez. Hakiki hakaiki eşya, Esma-ı İlahinin bir tezahürü, o mevzuda hiçbir fikre sahip olamaz. Ruhunun ufkuna yükselemez. O da ayrı bir ufuktur. Belki esmayı hakaiki ile bilme, belki sıfat-ı subhaniye ufkuna açılma, yani o ruhi hayat öyle bir rasathanedir ki orada sıfat-ı subhani hakaikini insan onunla doğru görür. Her duyuş her hissedişinde de tepeden tırnağa ürperir.

Yine sofice yaklaşımla, onu aşınca da sır ufkuna insan ulaşır. Allah'la kendi arasında kim bilir öyle sırlara muttali olur ki Alvar imamın ifadesiyle onu bizim gibi avama söylese araya kılıç girer diyor, kelleler girer. Çok farklı şeyler vardır orada. Hafi, ahfa ufkumuzu aşan şeylerdir bunlar. Kalp katılığına sebebiyet veren şeyler esasen, o kalbi hayatın canlı olması, kalabilmesi başta iman-ı billaha bağlı . Çok sağlam Allah'a iman etmek, iman ederkende imanından emin olması gerekir. Galiba iman ettim demesi lazım, taklit değil bir filozofun ismini söylemeyeceğim. Huzurun manevi atmosferini yırtmamak, delmemek için söylemeyeceğim. Bildiğiniz isim. Nazariyle Allah bilinmez, ameliyle ancak Allah bilinir. O nazari imanını, bir yönüyle ameliyle taçlandırma, besleme, imanı tabiatının bir yanı haline getirme, otururken, kalkarken sürekli böyle, dizlerimi büktüm Allah'ım sana binlerce hamdü sena olsun. Bu mafsalları sen verdin bana. Nasıl insanlığın iftihar tablosu, onu son zamanlarda bir hekimimiz de insan vücudundaki mafsalların sayısını aynen Efendimizin orada verdiği rakama denk olarak ifade etmişti hatırlarsanız. Şu kadar mafsal vardır, insanın vücudunda. Bir kuşluk namazında, diğer namazlarda da insan onu hisseder. Fakat sabah kalkmış, gayet zindedir, bir yönüyle uykudan sıyrılmış, yeni bir güne açılıyor, o gün yapacağı çok şeyler vardır. O halde, o durumda olan bir insanın o mafsalların birer nimet olarak mevcudiyetini duyması başkaları için o ölçüde çok müyesser olmayabilir.

O kuşluk namazı o kadar mafsalın şükrü için yeter buyuruyor, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem. Demek onu duyma mevzu, şimdi o nazari imanı böyle ibadetü taatiyle esasen şuurluca, hudu'a bağlı, huşu'a bağlı, haşyete bağlı. Kalbiyle bir yönüyle ruhuyla, ibadetü taatta bulunmak suretiyle imanını tabiatının bir derinliği haline getirme. Buna usulü din ulemasının dediği şeyle, isim verecek olursak izan demektir. Bu izanı da tarif edecek olursak, binde bir ihtimalle bile aksine ihtimal vermeyecek şekilde, inanılacak şeylere inanma demektir. Bunun daha ötesinde bir şey, onu günün 24 saatinde uyumuyorsa şayet, muhafaza etme ve duyma demektir. Şimdi böyle bir insan kalbini gayet canlı tutar ve böyle bir kalp esasen bir Latife-i Rabbani olarak, kalp ruhun bir sistemidir. Vicdan mekanizmasının dört parçasından dört rüknünden biri olarak. Bir başkasında görmedim onu Hazreti Pir ifade ediyor. Vicdan mekanizmasının dört esasından, temel rüknünden, iç yapısı demektir. Şartı değil, iç yapısı demektir. Yani bir vahidin dört yüzü demektir. O yüzden bir tanesi de latife-i rabbaniyedir. O latife-i rabbaniye böyle canlı tutulduğu sürece, ruh ufkuna, rasathanesine yükselme imkanı olur. Siz orada meseleyi kaybettiğiniz zaman, katiyyen ruh ufkuna yükselemezsiniz ve ruh ufkundan rasat edeceğiniz şeyleri de rasat edemezsiniz. Çok defa ülfetlere, ünsiyetlere ruhta ve duyguda, düşüncede pörsümelere, partal eşya haline gelmelere mahkum olursunuz hiç farkına varmadan.

*Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, hadis-i şeriflerde insan vücudundaki eklemleri günümüzdeki tasnif ve tarife uygun şekilde 360 olarak bildirmiş; Her birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir. Binaenaleyh her tesbih sadakadır, her hamd sadakadır, her tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır. İyiliği tavsiye etmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kulun kuşluk vakti kılacağı iki rek'at namaz bütün bunları karşılar.

Yorumlar

Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )