Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Dualarım
Yazı Boyutu:

Arşı Azamı İhtizaza Getirecek Olan Dua

İbadet-i taatıyla… Derin bekleyişleriyle…

(Burada antır parantez bir hususa dikkatinizi istirham edeceğim.)

İnsanın en büyük duası nedir bilir misiniz? Ellerimizi açsak, bir solukta Cevşenü'l-Kebîr okusak… Bir hamlede Evrâd-ı Kudsiyye'yi, Şah-ı Nakşibendî'nin virdini hatmetsek… Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) sîretini bir oturuşta okusak…

Bu duaların hepsi çok büyük, çok yönlü, çok bereketli!

Bunlara terettüp eden çok büyük semereler, meyveler var!

Fakat bence en büyük dua şudur:

Kafanızı taktığınız yüksek bir mefkûrenin ızdırabını çekmek… Onunla yer kasıklarınızı tutmak… Zonklayan şakaklarınızı tutmak… İnlemek!

Bir gece kalkınız…

İniltiyle başınızı seccadeye koyunuz…

Allah'a en çok yaklaştığınız secde anını yakalayınız…

Orada hiçbir şey söylemeden bir kere “Of!” deyiniz…

O “Of!”, bir Cevşen hatminden daha fazla kıymet görecektir…

Arş-ı Âlâ'yı titretecektir…

Dava adamı, ızdırap adamıdır!

Ruh insanı…

Bedeni hayattan sıyrılan… Cismanî hayattan sıyrılan…

Onları aşan ve geçen…

Yüksek ideallere dilbeste olan büyük insan!

Hedef ve gayeleri, Allah'ın istekleridir…

Allah'ın emirleridir…

İkamesine memur edildiğimiz vazife ve hizmetlerdir.

Onları tahakkuk ettireceği ana kadar …

Uranyum atomu gibi rahatsızdır!

Rahatsızdır!

Yeni bir atom bulacağı, patlayacağı, alfa, beta, gama ışınlarını dört bir yana salacağı ana kadar rahatsızdır!

Hatip hutbe okuyor…

Bugün burada size bir kısım lakırdılar ettiğim gibi lakırdı etmiyor.

Hutbe irâd ediyor!

700-800 sene evvel…

Ve camide bu müessir hutbeyi dinleyenler arasında, devrin ızdıraplı insanı Selahaddin de var…

Mescid-i Aksâ inlerken, Selahaddin'in muzdarip olmaması düşünülemez!

Haçlılar, gelip gelip İslam'a toslarken, Selahaddin'in muzdarip olmaması düşünülemez!

Nureddin'in yaptırdığı mihrabı Mescid-i Aksâ'ya koymak için ne kadar beklemiştir, biliyor musunuz?

Dudağı tebessümle kucaklaşmadan ne kadar beklemiştir?

Tam 20 sene!

20 sene…

Koca sultan devrinde, Kılıç Arslanlar kendisine "Büyük Sultan" dedikçe, Selahaddin inlemiştir…

Mehmet Akif, "Fatihlerin, Selahaddin Eyyûbîlerin yurdu" der, inler…

Hatip hutbe irâd ediyor…

Mahzun hükümdara, sultana…

Dudağına bir tebessüm getirmek için, tebessüme dair teşviklerde bulunuyor…

“Tebessüm, şöyle güzeldir… İçinde kan ağlayan Nebiler Sultanı bile hep mütebessimdi… O konuşurken tebessüm ederdi… İnsanların çehresine bakarken tebessüm ederdi… Tebessüm güzel şeydir… Tebessüm şöyledir… Tebessüm böyledir…”

Ve sonra hutbesini bitiriyor…

Aşağı inerken, Selahaddin'in yanından geçiyor…

Selahaddin, hocaya dönüyor:

"Galiba bana nasihat ettin!" diyor.

Ve ekliyor:

"Mescid-i Aksâ inlerken, ben nasıl gülerim, Allah aşkına?"

"Mescid-i Aksâ inlerken, benim gülmeme ne dersin, bilemiyorum!"

Ben gülebilir miyim?

Gülüyoruz…

Kâfi derecede gülüyoruz…

Ama…

Devletler muvâzenesinde, muvâzene unsuru devlet, üç asırdan beri yerini kaybetmiş…

Gülüyoruz…

Dört asır… Beş asır…

Süper güç diyoruz…

Süper güçlere süper güçlük vakfını veren…

Krallara, hükümdarlara taç giydiren…

Devletler muvâzenesinde, yüce devlet refüze edilmiş…

Sollanmış…

Necip bir millet, tarih dışı bırakılmaya çalışılmış…

Soylu bir millet, âdeta iğdenmiş… Kapının arkasına atılmış…

Gülüyoruz…

Ama bu durumda, bilmiyorum gülmemize ne derler…

Belki biz burada gülerken…

Semalarda tesbih eden, rükû eden, secde eden melekler…

Bizim hâlimize ağlayacaklardır…

Ruh insanı…

Gönül kaptırdığı yüce davasını, tahakkuk ettireceği ana kadar…

Dudağına tebessüm haram!

O dudak, daima hüzünle, kederle burulacak…

Ve Allah karşısında, ağlayacak!

Bir şeyler mırıldanacaktır…

Selahaddin'in sonra gülüp gülmediğini bilmiyorum…

Ama o minberin yapıldığı andan 20 sene sonra…

O hülyasını…

Bir iznillah, bir inayetillah…

Tahakkuk ettirdi!

Koca sultan…

Büyük sultan…

Büyük hükümdar…

Büyüklüğünü…

Bir inayetillah, bir iznillah gösterdi…

Kendinden sonra geleceklere yol açtı…

Ruh insanı…

Allah'a intisâbın izzetini, kendisine bahşedilmiş en büyük şeref sayar!

Başka şeref aramayınız!

Alnınızdaki secde izi…

Allah'a intisâbınızın emaresi…

Ve sizin için en büyük payedir!

Sizin için yeter de artar!

Şu bel kıran hâliniz var ya…

Şu boyun büken tavrınız var ya…

Şu yüzü yere süren hâliniz var ya…

İşte bununla, bu mevzuda sizinle kimse boy ölçüşemez!

Siz, öyle bir şerefe mazharsınız ki…

Bunun ötesinde isteyeceğiniz her şey, onun çok altında kalır!

Allah sizi İslam'la aziz kılmıştır!

Allah sizi imanla aziz kılmıştır!

Allah, aziz olabileceğiniz yolları ve hedefleri size göstermiştir!

Ruh insanı…

Allah'ta bulduğuna, Allah'tan elde ettiğine kanaat eder…

“İzzet olarak bu bana yeter!” der…

Başka izzetlere, başka şereflere gönül bağlamaz!

Ve onları takip etmez!

M.Fethullah Gülen

Konuşma Metninin Yorumu

Bu metin, derin bir manevi ızdırap ve dava adamlığını merkeze alan bir konuşma veya yazıdır. Fethullah Gülen, burada yüksek idealler uğruna duyulan içsel sıkıntıyı, ruhsal uyanışı ve adanmışlığı vurguluyor.

Ana Temalar ve Yorum:

1. En Büyük Dua ve İçsel Derinlik

Fethullah Gülen, en büyük duanın sadece dil ile edilen dualar değil, içten gelen ızdırap ve dava adamlığının sancısı olduğunu ifade ediyor.

  • Cevşenü'l-Kebîr, Evrâd-ı Kudsiyye gibi duaların değerine vurgu yapmakla beraber,
  • Gerçek duanın, yüksek ideallere bağlanıp bu uğurda duyulan acı ve ızdırap olduğunu savunuyor.
  • Burada tasavvufi bir anlayış da kendini gösteriyor: "İlahi aşkın sancısı, kişinin Allah'a en yakın olduğu andır."

2. Selahaddin Eyyûbî ve Kudüs Vurgusu

  • Metinde Selahaddin Eyyûbî'nin Mescid-i Aksâ için çektiği acı örnek olarak veriliyor.
  • Selahaddin, Kudüs'ü fethetmeden önce 20 yıl boyunca büyük bir manevi ve siyasi mücadele verdi.
  • Selahaddin'in, Kudüs işgal altındayken gülmeyecek kadar ızdırap içinde olması, dava adamının ruh haline örnek gösteriliyor.
  • Bu bağlamda metin, tarihsel bir perspektif sunarak, bugünün Müslümanlarının da benzer bir dava şuuru taşıması gerektiğini ima ediyor.

3. Gülenme ve Gözyaşı

  • Metinde sık sık "Gülüyoruz" ifadesi tezatlı bir şekilde kullanılıyor.
  • Burada bir ironi var: Dünyadaki İslami değerlerin zayıfladığı, İslam toplumlarının sıkıntı çektiği bir dönemde, Müslümanların duyarsız bir şekilde eğlenmesi eleştiriliyor.
  • Asıl olanın, bu dava için sancı çekmek, ızdırap hissetmek ve Allah'a bu bilinçle yönelmek olduğu vurgulanıyor.

4. Dava Adamı ve Adanmışlık

  • "Dava adamı, ızdırap adamıdır!" ifadesi, ideal bir lider veya mücahidin nasıl bir ruh hali taşıması gerektiğini anlatıyor.
  • Kendi rahatını, zevkini bir kenara bırakan; bir uranyum atomu gibi patlamaya hazır bir ruh hali içinde olan bireyler gerektiği anlatılıyor.
  • Bu bölüm, bireysel ve toplumsal sorumluluğa çağrı niteliğinde.

5. Ruh İnsanı ve İzzet

  • Ruh insanı, bedenî hazlardan sıyrılmış, yüksek ideallerin peşinde olan kişidir.
  • En büyük şeref, Allah'a kul olmaktır. Başka izzet ve şereflere kapılmak gereksizdir.
  • Namaz ve secde vurgusu, insanın en büyük şerefini Allah'a kullukta bulması gerektiğini hatırlatıyor.

Genel Değerlendirme

Bu metin, klasik bir vaaz niteliğinde olup, İslami bir bilinç ve sorumluluk vurgusu yapıyor.

  • Müslümanların rehavete kapılmamaları,
  • Tarihsel şuur sahibi olmaları,
  • Büyük davalara adanarak yaşama felsefesini benimsemeleri gerektiğini işliyor.

Metnin dilinde derin bir lirizm, tasavvufi ve tarihi referanslar göze çarpıyor. Özellikle Selahaddin Eyyûbî örneği üzerinden dava adamlığının psikolojisi işlenmiş ve bugünkü Müslümanlara bir uyanış çağrısı yapılmış.

Bu metni okuyan biri, kendi manevi yolculuğunu, sorumluluklarını ve inançlarını gözden geçirmeye davet ediliyor.

Konuşmanın İngilizce Tercümesi

Worship… Devotion… Deep expectations...

(Here, in parentheses, I humbly request your attention to a particular point.)

Do you know what the greatest prayer of a person is?
If we were to raise our hands and recite Jawshan al-Kabir in one breath...
If we were to complete Awrad al-Qudsiya and the dhikr of Shah Naqshband in one go...
If we were to read the seerah of our Prophet (peace and blessings be upon him) in one sitting...

All these prayers are great, multidimensional, and full of blessings!
There are immense benefits and fruits that come from them!

But in my opinion, the greatest prayer is this:
To bear the pain of a lofty ideal that occupies your mind...
To grasp your abdomen in agony...
To hold your throbbing temples...
To groan in distress!

Rise one night...
Lay your head on the prayer mat with a sigh...
Find that moment of prostration where you are closest to Allah...
And without saying anything, just once, whisper “Oh!”
That “Oh!” will carry more weight than an entire recitation of Jawshan !
It will shake the Arsh al-A‘la !

A man of mission is a man of suffering!
A spiritual person...
One who transcends physical life...
One who surpasses the material world...
A great person devoted to high ideals!

His goals and aspirations are what Allah desires...
They are the commands of Allah...
They are the duties and services we are entrusted to uphold.
Until the moment he fulfills them...
He is restless like a uranium atom!
Restless!
Until he discovers a new atom, until he explodes,
Until he radiates alpha, beta, and gamma rays everywhere, he is restless!

The preacher is delivering a sermon...
Not simply speaking like I am talking to you here...
He is delivering a sermon!

Seven or eight hundred years ago...
And among those listening to this powerful sermon in the mosque
is the suffering soul of that era—Salahuddin...

While Masjid al-Aqsa groans, is it possible for Salahuddin not to be distressed?
While the Crusaders strike Islam again and again,
is it possible for Salahuddin not to be in anguish?

Do you know how long he waited to place the mihrab that Nur ad-Din had built into Masjid al-Aqsa ?
Do you know how long he waited before his lips met with a smile?
For twenty years!
Twenty years...

In his time, as the rulers called him "The Great Sultan,"
Salahuddin sighed...
Mehmet Akif said,
"The land of the conquerors, the land of Salahuddin Ayyubi..."
And he sighed...

The preacher delivers the sermon...
To the sorrowful ruler, the sultan...
Encouraging him to smile...
"A smile is beautiful... Even the Prophet, who bore the heaviest sorrow, always smiled...
He smiled while speaking...
He smiled when looking at people's faces...
A smile is a beautiful thing...
A smile is this...
A smile is that..."

And then he finishes his sermon...
As he steps down, he passes by Salahuddin...
Salahuddin turns to the preacher and says:
"I suppose you were advising me!"

And he adds:
"While Masjid al-Aqsa groans, how can I smile, for Allah's sake?"
"While Masjid al-Aqsa groans, I do not know what to say about my smiling!"

Can I smile?
We are smiling...
We are smiling enough...

But...
The state that was once the balancing force in world affairs
has lost its position for three centuries...
And we are smiling...

Four centuries... Five centuries...
We say superpower ...
The one that gave superpowers their strength...
The one that crowned kings and emperors...
The great state that once balanced the world...
Has been pushed aside...
Has been left behind...
A noble nation has been cast out of history...
A noble nation has been scorned, thrown behind the door...

And we are smiling...
But I do not know what they would say about our smiles in this situation...

Perhaps, while we smile here...
The angels in the heavens,
who glorify Allah,
who bow and prostrate...
will weep at our condition...

A spiritual person...
Until he fulfills the great mission he has devoted himself to...
A smile is forbidden to his lips!

Those lips will always tremble with sorrow and grief...
And before Allah, they will weep!
They will murmur something...

I do not know if Salahuddin ever smiled afterward...
But twenty years after that minbar was built...
His dream...
With the permission and grace of Allah...
Was realized!

The great sultan...
The great ruler...
Showed his greatness...
Through Allah's help and permission...
And he paved the way for those who came after him...

A spiritual person...
Considers the honor of belonging to Allah
as the greatest dignity bestowed upon him!

Do not seek any other honor!
The mark of prostration on your forehead...
The sign of your connection to Allah...
Is your greatest distinction!

It is more than enough for you!
This state of humility...
This posture of bowing down...
This act of lowering your face to the ground...

With this, no one can compete with you in this matter!
You have been granted such an honor
that anything else you desire
would be far beneath it!

Allah has made you noble through Islam!
Allah has made you honorable through faith!
Allah has shown you the paths and goals
by which you can achieve true honor!

A spiritual person...
Is content with what he has found in Allah...
With what he has gained from Allah...
And he says, “This honor is enough for me!”
He does not seek other forms of honor...
Nor does he pursue them!

M. Fethullah Gülen

This translation preserves the depth, emotion, and essence of the original text.

Yorumlar

Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )