Bugün... genç bir arkadaşımızın — belki de pek çoğumuzun — aklına gelen...
Ama ifade etmekten çekindiği, söylemekten belki utandığı...
Ama zihninde de ısrarla cevap aradığı bir meseleyle karşı karşıyayız.
Ne diyor biliyor musunuz?
“Allah'a inanıyorum ama... neden namaz kılmak zorundayım?”
“Anlamını bilmediğim kelimelerle ibadet etsem ne olur... etmesem ne olur?”
Ne diyorsunuz bu konuda?.. diyor.
Önce şunu ifade edeyim:
Ben böyle düşünen bir genç için...
Bu genç arkadaşımız için...
İbadetin, kör bir tekrar değil... aslında anlamlı bir yöneliş ve bilinçli bir tercih olduğuna — ve olacağına — yürekten inanıyorum.
Neden?
Zira imanın merkezinde ne vardır? Şüphe vardır... sorgulama vardır... çaprazlama okuma vardır...
Neyi, neden yaptığını bilme vardır... hikmetini araştırma vardır.
İnanan insan sadece " nasıl ?" sorusuna cevap aramaz...
Aynı zamanda " neden ?" sorusuna da cevap arar... "Niçin?" sorusuna da cevap arar.
Nasıl namaz kılacağım?
Öğreniyorsunuz.
Namaz kılmayı öğrenmekle iş bitiyor mu?
Hayır.
Dikkat edin...
Bu genç diyor ki:
“Namazı neden kılacağım?”
“Namaz kılmak mecburiyetinde miyim?”
“Anlamını bilmediğim kelimelerle ibadet etsem ne olur, etmesem ne olur?”
Bir hikmet avcılığı yapıyor.
Dolayısıyla...
Bu anlamda ben bu soruları o kadar anlamlı buluyorum ki... O kadar doğru, yerinde ve zamanında sorulmuş sorular olarak değerlendiriyorum ki...
Şimdi...
Ben de o gence hitap edeceğim:
İnanan bir insan... neden bedensel veya sözlü, yani fiilî yahut kavlî ritüellere — ibadetlere — ihtiyaç duyar?
Değil mi? Sorunun özü bu.
Buradan bakalım: Bir inanç, tek başına yeterli midir?
Gelin bu soruya cevap arayalım.
Evet, Allah'a inanmak...
Başlı başına bilinçli bir tercihtir.
Hatta buna isterseniz... “Bir bilinç sıçraması” diyebilirsiniz.
Neden?
Çünkü etrafına bakıyor...
Sanattan Sanatkâr'a gidiyor...
“Bunu yapan birisi var,” diyor...
“Bunun benden bir isteği olmalı,” diyor...
Bakın...
Hayvanlardan farklı olarak yaratılmış bir insan olarak, Aklıyla düşünüyor...
Ve bir yere varıyor.
Bir bilinç sıçraması var burada.
Dolayısıyla evet...
Allah'a inanmak, O'nu bulmak, O'nu kabullenmek bir bilinçli tercihtir.
Amenna.
Ama...
İnanç dediğiniz şey, iman dediğiniz şey... Sadece ve sadece zihinle sınırlı bir olgu değildir, değerli arkadaşım.
İnsan sadece düşünen bir varlık değil...
Aynı zamanda hisseden bir varlık. Yapan bir varlık. Yönelen bir varlık. Yönlendiren bir varlık...
Meseleyi sadece düşünme noktasında ele alsanız...
Belki, “tamam” dediğiniz zor olabilir...
Ama düşünmeyle iş bitmiyor ki.
Evet, inanç... Düşüncede bir yere oturuyor. Kalpte bir zemine oturuyor.
Fakat... Orada kalmıyor!
Zira insan...
Sadece düşünen değil... Duygusu olan , fiiliyatı olan , bedeni olan bir varlık.
İşte bu yüzden diyoruz ki: Saf bir inanç... Allah'a iman... Peygamber'e iman...
Zamanla — eğer bu işin bir pratiği olmazsa — Soyut bir düşünceye dönüşebilir. Zihni bir kabule indirgenebilir.
Bu neye benzer biliyor musunuz?
Birisini seviyorsunuz...
Ama gidip sevdiğinizi söylemiyorsunuz.
Birisini seviyorsunuz...
Ama davranışınızla onu sevdiğinizi ifade etmiyorsunuz.
İlla ki karşı cins olması şart değil...
Kadınsanız erkek, erkekseniz kadın...
Bu bir karı-koca meselesi değil...
Babanızı seviyorsunuz...
Annenizi seviyorsunuz...
Ama davranışlarınızla, sözlerinizle...
Onu sevdiğinizi bir şekilde ortaya koymuyorsunuz...
Ama bunu davranış kalıbına sokmadığınız zaman ,
Bu, sadece zihinsel bir kabulle sınırlı kalır!
Onun için diyoruz ki:
İnancın da böyle... Soyut bir düşünceye indirgenmemesi açısından , Mutlaka davranışlarla desteklenmesi gerekmektedir.
İşte namaz burada karşımıza çıkıyor!
Bedenle inanç bütünleşiyor...
Ve bir varoluş biçimine dönüşüyor.
Tekrar söylüyorum: Bedenle inanç birleşiyor...
Ve bir varoluş biçimine dönüşüyor.
İşte bu varoluş biçiminin en temel formlarından bir tanesi de... ibadetlerdir.
Müslümanlık açısından...
İbadetler arasında da namazdır.
Evet...
Namaz... Sessiz bir duruşla başlar.
Hatta hatta... Hocaefendi'nin beyanlarına bakacak olursanız, namaz kitabına bakabilirsiniz...
Ben vaazlarını izlemiştim, dinlemiştim...
O dinlediğiniz vaazlarda bunları görebilirsiniz...
Tuvalete girmekle başlar...
Yani tuvalet hazırlığıyla siz aslında Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkmaya başlıyorsunuz...
O süreci... O kadar güzel anlatır ki Hocaefendi...
İsterseniz bir de o göze bir bakın.
Dolayısıyla...
Siz tuvalete girmekle başlıyorsunuz...
Sonra sessiz bir şekilde... Allahu Ekber... diyorsunuz...
Ellerinizin şuralarından dünyayı ve mâ fîhâyı atıyorsunuz...
Sonra bir duruşla kararlılık kazanıyorsunuz...
Sonra da secdeyle... Toprakla bütünleşiyorsunuz...
Ne diyor Allah Resûlü ﷺ
“Kişinin Allah'a en yakın olduğu an... secde anıdır.”
Neden?
Zira secde anında... insan, zihniyle, kalbiyle, bedeniyle bir yerde buluşabilir.
Deneyin... göreceksiniz...
İkinci söyleyeceğim şey şu: Neden namaz? diyorsunuz ya... Hadi, neden namaz?
Bakın... Dini veyahut da seküler her büyük gelenekte — dinleri de gelenek olarak değerlendirecek olursak —
Mutlaka ama mutlaka ritüeller vardır.
Ritüelsiz bir gelenek yoktur!
Ritüelsiz bir din yoktur!
Bakın...
Yahudilikte Şabat var değil mi?
Hristiyanlıkta Pazar ayinleri var...
Efendim, Budizm'de Zazen oturuşu var, bilirsiniz onu...
Hani o Zazen oturuşu denilen... Lotus oturuşu onların bir boyutunu teşkil ediyor...
Ya da Hindularda Puja var...
Ne bileyim, seküler toplumlarda meditasyonlar var, yogalar var...
Sabahları yapıyorlar, görüyorsunuz...
Filmlerde de görüyorsunuz, reel hayatın içinde de görüyorsunuz...
Peki... Bunların her biri nedir biliyor musunuz?
Neye inanıyorsanız...
İşte o inanmış olduğunuz aşkın varlıkla ,
Sizin ruhunuzun, kalbinizin, bedeninizin bütünleşmesi demektir!
Ona bir yöneliştir...
Namaz bu anlamda... Aşkın varlıkla bir birleşmeyi ,
Ne bileyim... içkin bir şekilde onunla konuşmayı ifade eder.
Ki... Efendimizin beyanlarına baktığınız zaman da zaten bunu görebilirsiniz.
Hani...
Namazı anlatırken...
Fatiha'yı anlatırken... Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm , o kutsi hadiste...
Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor...
Belki bu... En üst seviye işte orada!
O varlıkla bütünleşmesi...
Senkronize olması...
Onu miraca kadar taşıyabiliyor.
Bir başka şey...
“Anlamını bilmediğim kelimelerle ben neden ibadet edeyim? Etsem ne olur, etmesem ne olur?”
Ya bu soru o kadar doğru bir soru ki... O kadar haklı bir soru ki...
Yani... Şapka çıkartıyorum bu soruya!
Zira... Ben de yıllarca cevabını aradığım bir sorudur bu.
Hiç kimse... Anlamını bilmediği sözcükleri ömür boyu tekrar etmez!
Ve etmemeli!
Eğer ediyorsa... Yani burada bir yanlışlık var demektir.
50 yaşına gelmiş...
60 yaşına gelmiş...
İbadetini hiç aksatmamış...
7 yaşından beri...
Ama Fatiha'nın hâlen daha anlamını bilmiyor!
Ya da dediğiniz gibi... Anlamını bilmediği Arapça kelimelerle ayetlerle... Beyanlarla , sözlerle ibadetlerini yapıyor...
Bu doğru değil! Evet, doğru söylüyorsunuz!
Hiç kimse anlamını bilmediği şeylerle ibadet yapmamalı.
Ama...
Bir başka şey daha söyleyeceğim, bakın... Dikkatinizi çekeyim:
Dil... sadece taşımış olduğu anlama indirgenemez.
Konuşmuş olduğunuz kelimelerin lafzî anlamları var, değil mi?
Lafza indirgenemez.
Zira... Dil dediğiniz şey aynı zamanda sizi bir atmosfere doğru çekip alan bir şeydir.
Bakın... çekip alan bir şeydir. Bir vakum gibi içine çeker!
Nasıl?
Mesela hangi müziği seviyorsunuz? Caz mı?
Ne bileyim... Country müziği mi? Türk sanat müziği mi? Türk halk müziği mi?
Hangi müzik türünü seviyorsanız...
İşte o müzik aletlerinin tınısını duyduğunuz andan itibaren... Siz o sevmiş olduğunuz aleme... daha doğrusu o atmosfere girersiniz, değil mi?
Ben giriyorum.
Sevmiş olduğum müzik dallarının, müzik tarzlarının...
Efendim... o tınılarını dinlediğim zaman...
Ama sözlerine daha varmadım...
Hatta enstrümantal müzikler var, değil mi?
Enstrümantal müzikleri dinlediğiniz an... Giriyorsunuz o atmosfere.
Bir kanunla yapılan, bir kemanla yapılan...
Efendim, fasıllara baktığınız zaman kendinizden geçiyorsunuz.
Çünkü ben onlarla hemhalim.
Ama...
Ben ortaokulda veyahut da lisede öğrenmiş olduğum “do-re-mi” bilgim yok.
Bana gösterseniz şu anda notaları...
“Hadi bakalım bunu oku, bu nedir?” deseniz...
Ben inanın bilmem ki!
Ama... Ben o müziğin tınısıyla bir atmosfere giriyorum.
Nota bilgim yok.
Aynen öyle de...
Arapça bilmeseniz bile... O tınısıyla... o kıraatıyla... o tilavetiyle...
O güzel sözlü, femi muhsin hafızların okuyuşlarıyla...
O Kur'an'ın içine çok rahatlıkla girebilirsiniz.
Ve... O müziğin ruhunuza işlemesi gibi... Size bir işlev yapabilir.
Sizin vücudunuzda , sizin ruhunuzda , kalbinizde , latifenizde bir fonksiyon icra edebilir...
Bir başka şey...
Bu dil ...
Aynı zamanda bir kültüre aidiyeti de ifade ediyor...
Yüz milyonlarca insanla... Aynı kelimeleri fısıldayarak ibadet ediyorsunuz...
Ben hacda defalarca yaşadım bunu.
Burada da yaşıyorum.
Yaşamış olduğum Amerika'da ,
Şu anda Pakistanlıların, Mısırlıların …
Veyahut da ne bileyim, farklı farklı cemaatlerin,
Farklı farklı ırklara mensup insanların…
Ama hepsi, Müslüman!
Üst paydası Müslüman!
Camilerine gidiyorum. Konuşmaları İngilizce değilse şayet, hiçbir şey anlamıyorum.
Ama... Namaza geldiğimiz zaman... Onlarla birlikte aynı şeyi söylüyorum.
Havaalanında namaz kılacağız...
Havaalanında biri namaz kılıyor...
Akşam namazı... yatsı namazı...
Ben arkadan gelmişim... Pakistanlı olabilir... Amerikalı olabilir... Konvert Müslüman olabilir...
Arkasında duruyorum...
Aynı kelimelerle...
Aynı Allah'a...
Bir şekilde bağlanıyoruz. Ve ibadet ediyoruz.
Dolayısıyla... Ben bu anlamda bütün Müslümanlarla bir bağ kurmuş oluyorum. Fakat — bu da önemli — Fakat dikkatinizi çekiyorum: Fakat... anlam da ibadetin ruhudur.
Evet... Dil , insanı bir atmosferin içerisine sokar.
Evet... Dil , insanı... aynı dili konuşan, aynı dille ibadet eden insanları bir arada tutar.
Bir ittifaka , bir vifaka vesile kılar.
Ama...
Aynı zamanda...
O dilin anlamını da bilmek önemlidir.
Zira anlam , ibadetle...
Veyahut da ibadet, o ibadet dilindeki anlamla bir bütünlük kazanır.
Böyle olunca...
Her kültürde — mesela bu zaviyeden bakıyorum ben şimdi —
Her kültürde birtakım semboller ve ritüeller var değil mi?
Onları bilmek...
Tabii ki bize çok büyük anlam ifade ediyor. Çok büyük!
Hayatımıza yön veriyor!
Ama... Bilmesek bile...
Bakın, dikkatinizi çekiyorum: Bilmesek bile, bizim için yine o anlamını kaybetmiyor.
Mesela... Bayrak töreni.
Bayrak törenine gidiyoruz.
Bayrağa saygı duruşunda bulunuyoruz.
Niye bulunuyoruz?
Biz orada bayrağın kumaşına mı, yoksa onun temsil etmiş olduğu değere mi?..
Arapça kelimeleri de aynen böyle düşünebilirsiniz.
Yani Kur'an ayetlerini...
Bunlar bir semboller dizisidir.
Bu sembollerin neye işaret ettiğini anlamak , Ve onun anlamını bilmek...
Hani bizim Türkiye bayrağı içerisinde o ay ve yıldız ...
Ayın ve yıldızın ne anlam ifade ettiğini bilmek...
Nasıl o bayrağa olan bağlılığımızı farklı bir noktaya taşıyorsa...
Amerikan bayrağı içerisindeki...
İşte 13 tane çizgi, 50 tane yıldız falan...
Nasıl bir...
Onu öğrendiğimiz zaman biz onu ayrı bir yere taşıyorsak...
Aynen öyle de!
Bu namazda okumuş olduğumuz sûrelerin anlamını öğrenmek ,
Bizi apayrı bir yere taşır.
Onun için...
Tamam bilmesek de olur, ama... Fakat... bence olmamalı. Bilmeliyiz.
Zaten ne kadar biliyoruz ki namaz sûrelerini?
Ne kadar biliyorsak...
Bakın... Ne kadar biliyorsak...
Amme cüzünü biliyorsak Amme cüzünü ,
Efendim, kısa sûreleri biliyorsak kısa sûreleri , Fatiha'yı... Tahiyyatı... Efendim, Salli Barik'i vesaire...
Bunların anlamını öğrenmek çok zor değil. Bence çok zor olmasa gerektir.
Kur'an, akleden kalbe işaret eder.
Dolayısıyla biz...
Kalbimizle akletmek zorundayız. Aklımızla onu duymak zorundayız. Kalbimize doyurmak zorundayız.
Onun için diyeceğim şey şu benim:
Evet... Anlamını bilmemiş olduğunuz kelimelerle ibadet etmek bir anlam ifade eder.
Ama... Etsem ne olur, etmesem ne olur? Diyemezsiniz.
Ama anlamını da mutlaka bilmeliyiz. O bizim elimizdedir.
Bir başka nokta diyor ki arkadaşımız:
“Ben Allah'a inanıyorum... ama namaz kılmak zorunda mıyım?”
Yani...
Ben belki ona teşekkür etmek mecburiyetindeyim , Kendimi öyle hissediyorum.
Çünkü ben inanıyorum, kabulleniyorum onu.
Ama bunu namazla mı ödemek zorundayım?
Hayır.
Hiç kimse seni namaza zorlamıyor, değerli arkadaşım.
Hiç kimse zorlamıyor.
Zaten... İnançta ve ibadette zorlama olduğu an... O inanç olmaktan... O ibadet olmaktan çıkar!
Tekrar söyleyeyim: O inanç olmaktan, ve o ibadet olmaktan çıkar.
La ikrah fiddin. Dinde zorlama yoktur.
Elmalılı'nın yorumuyla...
Veyahut da onun açıklamasıyla...
Zorlama dinde yoktur. Dolayısıyla dinde zorlama diye bir şey yok. Dinde zorlama yok... zorlama da dinde yok!
Dolayısıyla... Allah'a inanıyorsun ama ibadet etmiyorsun. Amenna!
Ama...
Niye böyle düşünüyorsunuz ki?
Neden... “Ben Allah'a karşı olan borcumu namazla ödemek zorundayım” diye
Böyle bir düşünce içine giriyoruz ki?
Şöyle düşünsek:
Namaz aslında bir zorunluluk değil. Allah'ın beni kendi huzuruna çağırmasıdır.
Bu... Bir davettir!
Bu evrenin mimarı olan...
Bu kâinatın yaratıcısı olan Zât, bana diyor ki:
Dolayısıyla...
Ben burada “zorundayım” demek yerine,
Bu namaz emri , bu davet ...
Benim için ne ifade edebilir? Ben buradan nasıl istifade edebilirim?
Demeliyiz , diye düşünüyorum.
Bilmiyorum siz ne dersiniz...
Ama... Çok basite kaçacak ama...
Çok önem vermiş olduğunuz bir insan...
Sizi kendi makamına davet etse...
Mesela bürokratik kadroda birisi...
Cumhurbaşkanından başbakana...
Amerikan başkanından bilmem neresine varıncaya kadar...
Kimi artık önemsiyor iseniz şayet...
Ne yaparsınız?
“İşte o! Bu davet benim için önemli.
Ben bundan bir şekilde istifade etmeliyim.”
dersiniz değil mi?
Bir fotoğraf çektireyim dersiniz...
Daha sonra kullanırım dersiniz...
Ne bileyim... İyi bir anı biriktireyim dersiniz...
Vesaire vesaire...
İşte burada da... Zât-ı Ecell-i A'lâ'nın huzuruna davet ediliyorsunuz.
Bunu bir zorunluluk olarak değil... Bir davet olarak görmek lazım , diye düşünüyorum şahsen.
Bir başka açıdan...
Bugün modern dünyada...
Hani birçok insan... Gündelik hayatın telaşı içerisinde , Zamanın arkasında koşarken... Kendisini unutuyor.
Yapacak olduğu şeyleri unutuyor.
Ama...
Psikolojik araştırmalar öyle söylemiyor.
Psikolojik araştırmalar diyor ki: Ritüeller...
İster dini anlamda olsun ,
İsterse seküler anlamda olsun...
İnsanın zihinsel dinginliğini artırıyor. Stresle başa çıkmasını kolaylaştırıyor.
Ve bunu...
Ne bileyim... Journal of Behavioral Medicine gibi dergilerde yayınlıyorlar.
Yani... Tıbbi araştırmalar bunları söylüyor.
Dolayısıyla...
Namazı... İnsanın Allah'a yönelmesi , Allah'la arasında bir bağ kurması şeklinde algılamak...
Ben neden namaz kılmak zorundayım demekten...
Daha önemlidir. Daha doğrudur.
Önce... Bu açıdan meseleye bakmak lazım.
Ha... başka şeyler de söylenebilir.
Mesela ne?
Namaz , insanın disiplinli bir hayat yaşamasını sağlar.
Efendim... Zaman tanzimi yapmasında çok önemli bir rol oynar. Özgürlüğünün kısıtlı olduğunu kendisine bir şekilde gösterir.
Sen evet, özgür bir bireysin.
Ama...
Fakat...
Öbür tarafta... Bu özgürlüğün sınırsız değil.
Seni yaratanın senden istediği şeyler de var noktasında... Onun sınırını göstermesi...
O “borderline” falan diyorlar ya şu anda... Sınırları çizme... O sınırları çizmede de önemli bir araçtır.
Beş dakika...
Ona yönelmenin...
Günde beş defa...
Farklı farklı zaman ve zeminlerde...
Rabbe karşı saygı duymanın... Sevgiyi göstermenin... Onu anmanın...
Bize katacağı şey...
Bir yük değil... Aslında bir ayrıcalıktır!
Tekrar söylüyorum:
Bu bir yük değildir. Bir ayrıcalıktır. Bir davettir.
Ve namazı , bu anlamda bir yük olarak görmekten ziyade... Allah'a ulaşmaya bir vesile olarak görme... Bence daha doğru bir yaklaşımdır.
Son sözüm şu olsun, değerli arkadaşım...
Bu soruyu sorman...
Seni sıradanlıktan... Taklidi imandan kurtarıyor.
Bakın, bilesin.
Zira en başta da söylediğim gibi...
Sorgulayıcı bir zihne sahip olma... Çaprazlama okumalar yapma... “Nasıl?” değil... “Neden? Niçin?” deme... Ve hikmet avcılığı yapma...
İnsanın bilincinde... Bir sıçramayı gösterir.
Ve belki de...
Senin sormuş olduğun soruların cevabı ,
Aslında bu soruların içindedir.
Eğer kendini hazır hissediyorsan...
İstersen bir adım at.
Ama acele etme.
Tekrar söylüyorum: Adım at.
Namazını... “Bu benim çizmiş olduğum, kendi düşüncem diye çerçevesini çizmiş olduğum sınırlar içerisinde...” Kılmaya çalış.
Duy... Kılmaya çalış.
Bir gün olacak ki...
“Evet...
Namaz gerçekten bir ayrıcalıkmış.
İnanan bir insan için...” diyeceksin.
Rabbim yâr ve yardımcınız olsun. İbadetlerinizi...
Dergâh-ı Nezdi Ehadiyet'inde... Kâbe'de yapılan ibadetler gibi... Mescid-i Nebî'de yapılan ibadetler gibi... Mescid-i Aksa'da yapılan ibadetler gibi... Peygamberlerin yapmış olduğu ibadetler gibi...
Kabul buyursun.
Allah... Hakkı hak bilip ona tâbi olan... Batılı bâtıl bilip ondan kaçınan... Kullarından eylesin.
Saygılar sunuyorum... Hürmetlerimle.
Yorumlar
Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )