| Hâcet namazı, hâcet duası, –cenaze, istiska veya husuf-küsuf namazı gibi– sünnet-i sahiha ile teşri kılınmış ibadetlerdendir. İnsan bir şeye ihtiyaç duyduğunda iki rekât namaz kılar, Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim buyurduğu bazı duaları okuduktan sonra hâcetini Rabbülâlemîn'den ister. Hâcet dualarının birbirinden farklı iki rivayeti vardır. Bunların her ikisi de Allah Resûlü'ne ait olduğundan, hiçbirinin feyzinden mahrum kalmama adına biz genelde ikisini de birlikte okuyoruz. Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: مَنْ كَانَتْ لَهُ إِلَى اللهِ حَاجَةٌ، أَوْ إِلَى أَحَدٍ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلْيَتَوَضَّأْ وَلْيُحْسِنِ الْوُضُوءَ، ثُمَّ لِيُصَلِّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ لِيُثْنِ عَلَى اللهِ، وَلْيُصَلِّ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ لِيَقُلْ: «لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلهِ رَبِّ العَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ، وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ، وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ، لَا تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ » “Allah'tan ya da insanlardan bir ihtiyacı olan kimse güzelce abdest alsın, iki rekât namaz kılsın, Allah'a hamd ü senâda, Resûlü'ne de salavatta bulunduktan sonra şöyle desin: ‘Allah'tan başka ilâh yoktur. O, Halîm ü Kerîm'dir. Arş-ı Azîm'in sahibi Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Rabbim! Senden, merhametini celbedecek şeyleri, mağfiretini netice verecek vesileleri, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma ey merhametlilerin en merhametlisi!” Yine başta Tirmizî olmak üzere pek çok hadis kitabının rivayet ettiği bir hadisin bildirdiğine göre, görme özürlü bir zat İnsanlığın İftihar Tablosu'na gelerek, “Ya Resûlallah! Dua etseniz de Allah beni sağlığıma kavuştursa.” dedi. Allah Resûlü, “Dua etmemi mi yoksa sabredip sabrının mükâfatını almak mı istersin? Bu ikincisi senin için daha hayırlıdır.” buyurdular. Adamcağız, “Dua buyurun Ya Resûlallah!” deyince Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona, güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılmasını ve ardından şöyle dua ve niyazda bulunmasını söyledi: اللَّهُمَّ إني أسألُكَ وأتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ، يَا مُحَمَّدُ إِنِّي تَوَجَّهْتُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي هَذِهِ لِتُقْضَى لِي، اَللَّهُمَّ فَشَفِّعْهُ فيّ “Allahım! Senden diliyor ve dileniyorum; Resûlün, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed hürmetine Sana teveccüh ediyorum. Ya Muhammed! Şu ihtiyacımın giderilmesi için Rabbime Senin hürmetine teveccüh edip ilticada bulundum. Allahım! Beni O'nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine mazhar eyle!” Bir insanın ihtiyaç olarak gördüğü meseleler, onun kıymeti ve ufku ölçüsünde farklı farklı olabilir. Fakat bununla birlikte hâcet namazıyla talep edilecek şeylerin şu veya bu olması gerektiği mevzuunda bir ayrım yoktur. Mesela bir insan, “Bu benim hâcetimdir.” deyip ekinlerinin çok verimli olması için hâcet namazı kılabilir. Umumun istifadesi adına –istiska duasının dışında– yağmur yağsın diye hâcet namazı kılıp dua edebilir. Veya evlatlarının salahı adına hâcet namazı kılıp “Allahım! Bunlara akıl-fikir ver, bozulmalarına fırsat verme!” diye Cenâb-ı Hakk'a niyazda bulunabilir. Bu istekler, şahısların himmetleriyle doğru orantılıdır ve hiçbirini hafife alamayız. Bir insanın iyi bir eş, iyi bir evlat istemesi, evladı için iyi bir istikbal dilemesi –belli bir himmete göre– güzel bir şeydir ve insanın bunları Allah'tan istemesi gerekir. Sahabi mantığına göre ayakkabımızın bağını kaybetsek, onu da Allah'tan isteriz. Yani en küçük şeyden en büyük şeye kadar her şeyi Allah'tan talep ederiz. Ne var ki peygamberlerin himmetleri çok yücedir. Mesela onlar ellerini kaldırdıklarında, “Allahım! Ne olur insanların kalblerini imana karşı yumuşat!” diye dua ederler. Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet edilen dualar arasında bu ifadelerin aynısı olmasa da bunlara benzer ve fakat daha derin ifadeler vardır. Herkesin hâcet olarak arz ettiği mesele kendi himmetinin seviyesine göredir. Bazı kimseler hayatlarını tamamen dinin yeryüzünde şehbal açmasına bağlamışlardır. O olmayınca her gün onlar için matemdir. Onlar belki ölmeyecek kadar yer-içerler, belki aileleriyle çoluk çocuklarıyla belli bir münasebet içinde bulunurlar; ama onların gözleri hep Allah'tadır. Biraz daha açacak olursak, kimisi vardır ki dünyaya ait küçük bir talebi için hâcet namazı kılar. Kimisi umum Müslümanları, cümle insanlığı alâkadar eden işlerle ilgili Cenâb-ı Hakk'a teveccüh eder, hâcet namazı kılar ve dua eder. Kimisi de din-i mübinin yeryüzünde intişar etmesi, kâfir ve günahkârların kalblerinin yumuşaması, en mütemerrit kalblerin bile o istikamette inşiraha mazhar olup imana karşı duyarlı hâle gelmesi için Cenâb-ı Hakk'a teveccühte bulunur. Zât-ı Ulûhiyet hakkında belli bir fikre sahip olan, Efendimiz'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kur'ân-ı Kerim'i belli ölçüde de olsa tanıyan insanların basit şeylere talip olmaması gerekir. Onlar, himmetlerini hep âlî tutmalı ve yüce şeylere talip olmalıdırlar. Zira altının, gümüşün talep edildiği bir yerde gidip de demire, bakıra talip olmak bir bakıma aldanmışlık olur. Bütün bunların yanında imanın sağlamlaşması ve kalbin kaymaması için de hâcet namazı kılınıp dua edilebilir. Zira bunlar, diğer yüce şeyleri duyma adına önemli birer esastır. Sağlam bir iman olmazsa veya kalb birtakım zik-zaklar yaşıyorsa, insanlık adına yüce duygulara nasıl sahip olunacak ki? İnsanın çok ciddi bir mârifet ufkuna, ciddi bir ilâhî aşk u iştiyaka, mehâfet ve mehâbete sahip olması gerekir. Bütün bunlar için de insan hâcet namazı kılmalı ve dua dua Allah'a yalvarmalıdır. Hâcet Namazı Nasıl Kılınır? Hâcet namazı, hadis-i şeriflerde iki veya dört rekâtlık bir namaz olarak tarif edilir. Namazda okunacak sûrelerle ilgili sarih bir beyan olmasa da bir kısım ulema hıfz namazında okunan, Secde, Dehr ve Yâsin gibi sûrelerin bu namazda da okunabileceğini ifade ederler. Ne var ki bu görüş çok mevsuk değildir. Belki daha ziyade Cenâb-ı Hakk'ın engin rahmetini hatırlatan âyetler okunmalıdır. Misal olarak şu âyetleri verebiliriz: الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذابَ الْجَحِيمِ “Arş'ı taşıyan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devamlı olarak Rabb'lerini zikir ve O'na hamd ederler. O'na gerçekten inanır ve mü'minler için şöylece af dileyip dua ederler: ‘Ey Ulu Rabbimiz, Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır! O hâlde tevbe edenleri ve Senin yoluna tâbi olanları affet ve onları Cehennem azabından koru!” لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَاعَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız O'na ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü'minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir. Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: ‘Allah bana yeter. O'ndan başka tanrı yoktur. Ben yalnız O'na dayanırım. O, büyük Arş'ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.'” لَا يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ “Allah, hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şeyle yükümlü tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Unutursak, hatalara düşersek bunlardan dolayı bizi hesaba çekme! Ya Rabbenâ! Sırtımıza, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ya Rabbenâ! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!” Bu âyetler, bir yönden Cenâb-ı Hakk'ın engin rahmetini çağrıştırırken diğer yönden insanın kalbinin yumuşayıp konsantrasyona geçmesini temin eder. Namazı kıldıktan sonra önce Cenâb-ı Hakk'ı şu ifadelerle tazim ve tekrimde bulunmak gerekir: اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيرًا، وَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ، نَصَرَ عَبْدَهُ، أَعَزَّ جُنْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَه، لَا شَرِيكَ لَهُ اَللَّهُمَّ لَا مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلَا مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلَا مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ، وَلَا يَنْفَعُ ذَا الجَدِّ مِنْكَ الجَدُّ “Büyük Allah'tır. Her türlü hamd ü senâ O Yüceler Yücesi'nin hakkıdır ve sabah-akşam tesbih ile anılmaya lâyık yalnız O'dur. O tek olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Kuluna yardım eden, ordusunu aziz kılan ve tek başına düşman ordularını hezimete uğratan O'dur. O'nun ortağı yoktur. Allahım! Senin verdiğini esirgeyecek, esirgediğini de verecek yoktur. Olmasını dilediğin şeyi geri çevirecek, hükmünü değiştirecek kimse yoktur. Zenginlik, şan ü şeref ve kuvvetin, Sana karşı sahiplerine bir faydası olmaz.” İnsanın, Cenâb-ı Hakk'ı tazim adına bunları söylemesi gerekir. Fakat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu mutlak bırakıyor. Mesela isterseniz Fâtiha sûresinin ilk üç âyetini de okuyabilirsiniz. Yani O'nun Zât'ını tekbir, tahmid, tesbih adına nasıl tazimde bulunulacaksa, evvela öyle bir tazimde bulunmak gerekir. Sonra kemal-i huşû ile Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) cami bir salat u selam getirilir. Ardından, salat ü selama dâhil edileceklerin hepsi ismen ayrı ayrı sayılabilir. Râşid Halifeleri ayrı bir kategoride zikrettikten sonra Ehl-i Beyt söylenir. Ondan sonra peygamberan-ı izam hazeratı isim isim sayılır. Sonra melaike-i mukarrabin zikredilir. Daha sonra, Allah dostlarından gelmiş geçmiş büyük zatların isimlerini zikredip onları da duamıza dâhil edebiliriz. Böyle genişçe bir salat u selam getirilir ve noktalanırken de بعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا “Kâinatın zerreleri ve bu zerrelerle oluşan şeyler adedince” veya مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَمِلْءَ الْأَرْضِ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ “Gökler ve yer dolusunca, bu ikisi arasında ne varsa (göklerin ve yerin atomları, elektronları, molekülleri, iyonları sayısınca) ve Senin –ya Rabbi– dilediğin her şey sayısınca.” denir. Aslında bunların hepsi mahdut yani sayılı, sınırlı şeylerdir. Sonsuzu sonsuzla ifade etme adına, بِعَدَدِ عِلْمِكَ وَبِعَدَدِ مَعْلُومَاتِكَ “Allahım! Senin ilmin, malumatın sayısınca bunlara salat ü selam eyle!” de denilebilir. Bunları yaptıktan sonra ümmet-i Muhammed'e dua edilir. Dua ederken, رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ “Ey Rabbimiz! Beni, ana-babamı ve bütün mü'minleri, hesapların görüldüğü günde bağışla.” denilebilir. Bir başka dua da sabah-akşam “ebdâl” ın yaptığı şu duadır: اَللَّهُمَّ ارْحَمْ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ، اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِأُمَّةِ مُحَمَّدٍ “Allahım! Ümmet-i Muhammed'e merhamet buyur. Allahım! Ümmet-i Muhammed'i mağfiret eyle!” Duaya girmeden evvel duanın mukaddimesi olarak yapılması gereken şeyler bunlardır. Bunları yaptıktan sonra hâcet duası okunur: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْعِصْمَةَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ اثم، لَا تَدَعْ لَنَا ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًى إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ اَللَّهُمَّ أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ وَرَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ اَلْحَمْدُ لله رَبِّ الْعَالَمِينَ اَللَّهُمَّ مُفَرِّجَ الْهَمِّ كَاشِفَ الْغَمِّ مُجِيبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرِّينَ إِذَا دَعَوْكَ، رَحْمَانَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَرَحِيمَهُمَا، فارْحَمْنَا فِي حَاجَتِنَا هَذِهِ بِقَضَائِهَا وَنَجَاحِهَا رَحْمَةً تُغْنِينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ “Allah'tan başka ilâh yoktur. O, Halîm ü Kerîm'dir. Arş-ı Azîm'in sahibi Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Rabbim! Senden, merhametini celbedecek şeyleri, mağfiretini netice verecek vesileleri, bütün günahlardan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma ya Erhamerrâhimîn. Allahım! Kullarının ihtilaf ettikleri şeylerde hakem Sensin. Yüce ve Azîm Allah'tan başka ilâh yoktur. Halîm ve Kerîm Allah yegâne ilâhtır. Yedi kat semanın ve Arş-ı Azîm'in Rabbi Allahım! Seni tesbih eder, eksik sıfatlardan tenzih ederim. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Ey kederleri gideren, tasaları kaldıran, dua ettiklerinde çaresizlerin duasına icabet eden Allahım! Ey dünya ve ahiretin Rahman ve Rahîm'i! Şu ihtiyacımın giderilmesi ve tamamlanması hususunda –merhamet için başkalarına el açtırmayacak şekilde– bana merhamet et.” Bundan sonra, Allah'tan ne tür bir dileği ve isteği varsa onu söylemelidir. Mesela himmeti yüce bir insan hâceti adına şunları söyleyebilir: اللَّهُمَّ أَعْلِ كَلِمَةَ اللهِ وَكَلِمَةَ الْحَقِّ وَدِينَ الْإِسْلَامِ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ وَاشْرَحْ صُدُورَنَا وَصُدُورَ عِبَادِكَ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ إِلَى الْإِيمَانِ وَالْإِسْلَامِ وَالْإِحْسَانِ وَالْقُرْآنِ وَإِلَى خِدْمَتِنَا “Allahım! Senin yüce adını, hak ve hakikati, din-i mübin-i İslâm'ı her yerde yücelt. Hem bizim hem de diğer bütün kullarının kalblerini imana, İslâm'a, ihsan şuuruna, Kur'ân'a ve Kur'ân hizmetlerine karşı aç!” Bir hadiste, Cenâb-ı Hakk'ın, bir kulu sevince yerde ve gökte o kul için hüsnü kabul vaz' edildiği ifade edilir. Buradan hareketle şöyle de dua edilebilir: وَضَعْ لَنَا الْوُدَّ بَيْنَ عِبَادِكَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ “Allahım! Gökte ve yerde bulunan kullarının kalbine bize karşı sevgi yerleştir!” Bu sözlerle, bizim için de hüsnü kabul vaz' edilmesini, kalblerin bize karşı açılmasını ve ihlâsla dine hizmet etme imkânlarının bahşedilmesini istemiş oluruz. Duada önemli bir espri de şudur: Kendiniz için dua edeceğiniz zaman şayet ümmet-i Muhammed'i de yâd ediyorsanız bu durum, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin ihtizaza gelmesine vesile olur. Size, “Benim kullarımı düşünen kulum.” nazarıyla bakar ki bu çok önemlidir. Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments ) |